Özel Eğitim Ülkemizde Çok Köklü Geçmişi Olan Bir Alan Değil

28 Şubat 2019

Bireyler devlet desteği ile çok kısa süreler ile eğitim alabiliyor. Seans süreleri 45 dakikadan 40 dakikaya çekildi. Bu şartlarda özel gereksinimli bir bireyi akranları düzeyine ya da hayatı bağımsızca yaşayacağı düzeye eriştirmek cidden kolay olmuyor.

Kendinizi tanıtır mısınız? 


Ben İstanbul’da doğdum. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nden mezun oldum. Uzun yıllar tekstil sektöründe finans ve muhasebe bölümlerinde yöneticilik yaptım. 2000 yılında doğan ikiz bebeklerim bana yepyeni bir dünyanın kapılarını açtı ve anneliğin çok farklı ama bir o kadar da kutsal şeklini yaşattılar. Çocuklarımdan birine 2002 yılında otizm tanısı kondu. Şaşkınlık ve reddetme döneminden sonra yapılması gereken çok şeyin olduğunu fark ettim, tüm profesyonel ve sosyal yaşamımı yeniden gözden geçirdim. Çünkü çocuğumu bu hayata hazırlamalıydım.

Çocuğum tanıyı aldıktan 5 yıl sonra alandaki eksiklikleri gördüm, 2007 yılında oğlumun eğitimcisi ve eşim ile birlikte hem oğluma daha faydalı olmak, hem de tüm çocuklara daha iyi hizmet sunmak için özel eğitim alanına girdim. Halen açmış olduğumuz bu merkezde yöneticilik yapıyorum. Merkeze gelen ve görüştüğüm tüm ailelere en doğru bilgileri verebilmek için çeşitli eğitim, seminer ve kongrelere katıldım ve katılmaktayım. Çocuklara fayda sağlamak adına alandaki tüm gelişmeleri takip etmekteyim, etmekteyiz.2012 yılında Amerika’da yaşayan BCBA Nükte Altkulaç süperviyonuyla ABA Terapi Merkezini açtık. Bu merkezde yoğun aile ve çocuk danışmanlığı yapmaktayız.

Ayrıca 2014 ylında Özel Çocuklar Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği’ni kurduk. Bu derneğinde Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapıyorum. Kısacası hayatının neredeyse hepsi özel eğitim olan biriyim.

Kendimden daha fazla bahsetmek istemem. Çünkü bahsedeceğimiz konular benden daha önemli. Söylediğimiz sözlerle anlattığımız konularla bir insanı daha bilinçlendirirsek bir insanın daha farkındalılığını arttırırsak bu çocuklarımıza fayda sağlayacaktır.

 

Özel eğitim alanında faaliyet gösteriyorsunuz. Bu alanda son dönemdeki gelişmelerden kısaca bahseder misiniz?

Özel eğitim ülkemizde en sık yönetmelik değiştirilen alanlardan bir tanesi. Durumu itibariyle suistimale açık bir alan ve denetim konusunda çeşitli adımlar atılmakta. Birkaç yıl önce rehabilitasyon sistemini damar tanıma sistemiyle denetlemeye karar verdiler. Bu sistemin alt yapısı oluşmadığı için ertelemeye karar verdiler. Sistem bir süre ertelendikten sonra 2018 Eylül ayı itibariyle Kamera Kayıt sistemi ile denetleme yoluna gidildi. Şu an artıları ve eksileri ile bu sistem sürüyor. Yıpratıcı olsa da sürüyor. Çok yakın bir zamanda büyük ihtimal yeni bir yönetmelik gelecek. Çocuklarımızın eğitimini nicel değil de nitel yönden denetleyecek bir sistem hayal ediyorum. Dünyanın hiçbiryerinde ve Türkiye’de çocuklarımızı kuruma girdi girmedi üzerinden değerlendiren başka bir sistem yok maalesef.

Özel eğitim ülkemizde çok köklü geçmişi olan bir alan değil maalesef. Devlet desteği ile çok kısa süreler ile bireyler eğitim almakta. Seans süreleri 45 dakikadan 40 dakikaya çekildi. Bu şartlarda özel gereksinimli bir bireyi akranları düzeyine ya da hayatı bağımsızca yaşayacağı düzeye eriştirmek cidden kolay olmuyor.

İnsanlar eskiye nazaran daha çok bilinçlendi. Bilgiye ulaşmak artık daha kolay.  Materyal ve basılı ürün sayısında gözle görülür bir atış da söz konusu. Kendini geliştirmek isteyenler için alanda yapılan seminerler çoğaldı.  Bunca gelişmeye rağmen insanların rehabilitasyon merkezlerine bakış açısını değiştirmek konusunda ciddi sıkıntılarımız var. Hali hazırda ülkemizde faaliyet gösteren 2000 in üzerinde kurum var. Geçmişte bazı kurumların ya da insanların yaptıkları hatalar tüm alana mal ediliyor. Herkes bir kefeye konup yargısız infaza kurban veriliyor. Tabi bu durumda zarar gören yine çocuklarımız oluyor.

STK lar konusunda hala istediğimiz düzeye erişebilmiş değiliz. İnsanlar STK lara katılmaya çekiniyorlar. Katılım çok minimum düzeyde. Alanda birkaç insan ya da STK mücadele ediyor. Genel anlamda bakıldığında özel eğitim ve ya özel gereksinimli bireyler tüm toplumu ilgilendiriyor. Beraber yaşadığımız coğrafyada görmezden gelinecek bir konu değil. Ses ne kadar gür çıkarsa, birliktelik ne kadar kuvvetli olursa, ne kadar farklı fikir ve bakış açısı işin içine girerse, toplum ve kurumlar ne kadar koordineli hareket ederse çözüm o kadar kolay, gelecek o kadar umut vaadedecektir. Susarak veyahut görmezden gelerek bu sorumluluktan kurtulunmuş olunmuyor. İnsanlar taşın altına elini koymaktansa gözlerini ya da kulaklarını kapatmayı tercih ediyorlar.

Devlet kurumları nezdinde de güzel gelişmeler oluyor. Son yönetmelikle hayatımızdan “özürlü” ifadesi çıkarıldı örneğin. Ailelerimizi yaralayan bir kelimeydi. Bugün bakıldığında “Özel Gereksinimli Birey” ifadesi daha ön planda.

Okullarımızdaki destek eğitim odaları sayıları arttı. Şu an tam olarak işlevlerini maksimum verimle yerine getirmeseler de bu çocuklarımız adına güzel bir gelişme. Öğrenmeye açık eğitimci sayımızda artış var. Çocuklarımız için birşeyler yapmak isteyen fakat bilgi  ve teknik konusunda eksikliği bulunan bir çok kişiden mesajlar alıyoruz ve onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Ayrıca birkaç gün önce ASBP nin çıkarmış olduğu ailelerimizin ciddi vakit kaybı yaşadığı Sağlık Raporları hususunda çıkarılan bir yönetmelik oldu. Umuyoruz ki yönetmelikte belirtildiği gibi ailelerimiz çok kısa sürede Sağlık Raporu işlemlerini halledebilsinler. Rapor hususundaki kurumlar arasındaki iletişimde üst seviyelere çıkmış olsun.

Özel Gereksinimli çocuğu olan ailelere kolaylıklar sağlanması gerekli. Önümüzdeki  süreçte bu tarz kolaylıklar sağlayacak işler bekliyoruz. Ailelerin manevi yükü maddi yüklerinden daha fazla.

 

Özel eğitim yönetmeliğindeki düzenlemelerle birlikte özel eğitim alanı nasıl etkilendi? Bir anne ve bir yönetici olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özel eğitimden fayda gören birey ve ailesi gerçekten çok hassas oluyor. Çok çabuk kırılabiliyoruz. Hepimizde yılların vermiş olduğu bir yıpranmışlık var. Bir sistem hassas bir bireyi damar taratarak, kameradan giriş çıkışına göre değerlendirmemeli. Devlet teşvik verdiği özel okullarda bunu yapabiliyor mu? Hayır yapmıyor ama rehabilitasyon merkezine giden bir bireye ve aileye bunu yapıyor. Rencide ediyor. Bu alandan faydalanan bir çok aile bu tür kurumlara gelindiğinin bilinmesini istemiyor. Nedeni ise toplumsal bakış açısı. Çünkü toplum olarak farkındalığımız düşük yargılama ve eleştirmemiz yüksek. Ayrıca sistemi çocuğun geliş ve gidişine odaklarsanız seanslarda ne verildiğinin, bireyin hangi kazanımı kazandığının bir önemi kalmaz. Özel eğitimi kalitesizleştirmiş olursunuz. Biz bunu her fırsatta her platformda dile getirdik. Özel gereksinimli bir bireyin özel eğitime ulaşması bu kadar zorlaştırılmamalı. Ailelerimiz bu kadar yıpratılıp rencide edilmemeli, eğitim bu kadar basitleştirilmemeli diyorum. Bir anne olarak yıllardır faydalandığım bu sitemde on küsür yılda  seans sayılarımız sadece 6 seanstan 8 seansa çıkarıldı. Dünya şu an özel eğitimde yoğun eğitim sistemini desteklerken ve uygularken ,bizim enerjimizi bu tür işlere harcamamız cidden düşündürücü. Denetlemek istedikten sonra bence rencide edici olmayan farklı yöntemler bulunabilir. Dünyada bu uygulamanın başka örneği yok.

Yönetmelik alanda bulunan herkesin motivasyonunu olumsuz yönde etkiledi diyebilirim. Yaptığınızın, ne kazandırdığınızın bir önemi yok, öyle görüldüğünü düşünüyorsunuz. Özel eğitim dört duvar bir masa bir sandalyeden ibaret değil ki, özel eğitim demek hayat demek. Bu kadar basite indirgenmemeli…

 

Bu alanda özel gereksinimli çocuklara daha faydalı hizmet verebilmek için neler önerirsiniz?

Herşey sevmekle başlar. Eğitimin mayası sevgi olmalı. Severek yapılmalı. Gönülden gelmeli. Sevmezseniz içselleştiremezsiniz. İçselleştiremezseniz empati yeteneğiniz olmaz. Ne hissettiklerini, nelere ihtiyaçları olduğunu göremezsiniz.

Gelişmeleri takip edip, çağa ayak uyduramazsanız zamanın gerisinde kalırsanız çocuklara ve ailelere fayda sağlayamazsınız. Bu alanda olan , bireyin hayatına dokunan herkes kendini geliştirmelidir öncelikle.

Sistemsel açıdan da denetlemenin rencide edilmeden yapılması gerekmektedir. Milli eğitim bünyesinde bulunan herkes özel eğitim ve özel gereksinimli bireyler konusunda bilinçlendirilmelidir. Yetersiz personel sayısı konusundaki açık giderilmelidir. Hizmetin kalitesi ve içeriğine önem verilmelidir.
Ailelerimizde gelecek kaygısı çok yüksek düzeydedir. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalıdır. Mesela bir bireye erken dönemde ne kadar yoğun eğitim verilirse o bireyi kazanmak o kadar kolay olur. Hayata adapte etmek o denli kolaylaşır. Bir birey hayatta öğrendiklerinin büyük bölümünü 0-6 yaş arasında kazanmaktadır. Feda edeceğimiz kaybedebileceğimiz bir zamanımız yok.

Şu an “Benden sonra çocuğuma ne olacak?” sorusunun bir cevabı yok ailelerimizde.

Ben de dahil “Ne olacaksa ikimize birden olsun” diyen ailelerimizin sayısı o kadar çok ki… Bu soruyla ya da durumla yaşamak, bu yaşanılanları anlamak bir günde hissedilebilecek bir şey değil. Yönetenlerin, kanun yazanların ve uygulayanların buna cevap oluşturması, ailelerin düşünce yapısını kilitleyen bu kördüğüm  düşünceden,  zihinlerini azad ettirmeleri gerekmektedir.  Özel gereksinimli bir bireyi hayata hazırlarken dünya ile mücadele ediyorsunuz. Zihin ne kadar rahat olursa bireye o kadar çok faydanız dokunuyor. Bu da kanunlarla esnetilmeyecek şekilde garanti altına alınmalı.

Kanunları, yönetmelikleri çok iyi yazıyoruz, iş uygulamaya gelince kişilerin yorumuna açık kalıyor maddeler. Hala daha okul bulamayan , bulsa da kabul edilmeyen çocuklarımız. Orta öğretim kurumlarına gidebilen çocuklarımızın sayısı çok düşük. Yüksek öğretim kurumlarına gidebilen pek yok. Gidenler de mezun olduktan sonra evde maalesef. Bu sayıları arttırmamız lazım. Daha fazla hayata karıştırmamız lazım bireyleri. Üretime , çalışma alanlarına dahil etmeliyiz. Toplumsal bakış açımızı değiştirmeliyiz. Özel gereksinimli bireyler sadece yılın bir kaç günü anılmamalı, çünkü bu hayatı yılın 365 günü beraber yaşıyoruz ve paylaşıyoruz.

Genel olarak bakıldığında sık kullandığım bir cümleyle özetleyecek olursak “ Özel Eğitimde yolun daha başındayız”. Bu alandaki taşların yerine oturması için daha çok çabalamalı, daha çok çalışmalıyız.

 

Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği Başkanı

PARİN YAKUPYAN

 

 

Andriol